25/7/2007 - Kayaabi


 ERTEKİN KAYA
Kağızman-KARS DOĞUMLU Ilk ve orta öğrenimini Kağızmanda, mesleki okulu Rize İlköğretmen okulunda tamamladı. İlkokul Öğretmenliği sırasında Türkiye Öğretmenler Sendikası İlçe Başkanlığı görevini üstlendi. Daha sonra, yüksek öğrenimini Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü Grafik Sanatlarda tamamlayarak Lise Öğretmenliğine atandı. Yozgat-Sarıkaya ve Kars-Kağızman Lisesi; Resim-İş ve Sanat Tarihi Öğretmenlikleri, Lise Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Lise Müdürlüğü sırasında taşrada İlçe Halk Kütüphanesini kurdu. Nakil ile Artvin Milli Eğitim Müdürlüğünde kısa süre görev yaptıktan sonra kurumlar arası geçişle TC Ziraat Bankası Genel Müdürlük Ressamı ve Reklam-Halkla İlişkiler Sorumlusu olarak görev aldı. Bu Görevde iken Ankara ve Taşrada Kişisel Resim Sergileri açtı, birçok grup resim sergilerine katıldı. Söz konusu Kamu kuruluşunda bir süre görev yaptıktan sonra serbest ticari yaşama atıldı, Başkent Ankara'da Reklam Ajansı kurdu. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ve Trafik Konulu, ödüllü Afişleri; PTT Filateli bölümünde hatıra serisi pul Kompozisyon ödülleri ve Basılı pulları; Devlet Resim ve Heykel Müzesinde, Ziraat Bankası, Merkez Bankası, Türkiye İş Bankası Koleksiyonlarında ve Özel Koleksiyonerlerde tabloları bulunmaktadır. Ticari çalışma dönemi içerisinde TÜSİAV (Türk Sanayici ve İş Adamları Vakfı) Kurucu Üye ve Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Aynı ticari dönem içerisinde TBMMde Danışman olarak görev yaptı. Nisan 2000 yılında, Antalya'ya yerleşti; Hemşehirlerine yönelik bir Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinin kuruluşuna öncülük ederek otokontrole çekildi. Altın Portakal Film Festivali, Kısa Metraj Film, Video Film Yarışması Jüri Üyeliği yaptı. Kısa bir süre Antalya Kent Müzesi Girişimcileri Dernek Başkanlığı görevini yürüttü. Yerel Gündem 21, Antalya Kent Konseyinde, branşıyla ilgili kurullara katılmakta; bilgi, proje geliştirererk yaşama geçirilmesine çalışmakta, artan zamanlarda da sanat üretmekte ANSAN üyesi olup, her yıl karma sergilere katilmaktadir.
Ergökçe ve Göksu Kardeşlerin Babasıdır.
Adres: Burhanettin Onat Cad. 55 / 10 07100 Antalya Tel: 0 242 313 15 58 Gsm: 0535 225 26 98 | |
** Sitelerim ***
 Ben, gönlü temiz insana kurban olayım Gezsin başım üstünde, onu hoş tutayım. Ömer Hayyam

Hoş geldin!
Kesilmiş bir kol gibi
omuz başımızdaydı boşluğun ...
Hoş geldin!
Ayrılık uzun sürdü.
Özledik.
Gözledik ...
Hoş geldin!
Biz
bıraktığın gibiyiz.
Yalnız ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta ...
Hoş geldin!
Yerin hazır.
Hoş geldin.
Dinleyip diyecek çok.
Fakat uzun söze vaktimiz yok.
Nazım Hikmet Ran
|
|
Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : kültür,sanat,edebiyat,
|
7/5/2007 - Sosyal
  AĞITIMDIR YALELLİ savaşları ben çıkarmış değilim insanları böyle kızıştır diye başıma dikmedim firavunları, bu bela çölleri oldu olalı onlar benden önce de vardı. kehribar taşları kestirip kölelere kuleleri ben diktirmiş değilim, kırbaçlara yatırıp cellat karanlığında susturmak için köleleri yay çekip ok atmadım tanrı’ya. ki dillerin ayrılmasına sebep ben sayılamam yani kanla sulamadımki zından kulelerini, tel-aviv yöresinden amerikan paletli ah nasıl geldiler / ben çağırmadım. bu mazlum çöllerin öncesi vardı dağ kılmak neyime gömütleri piramitler doysun diye gemilere yüklemedim emeği nil, benden önce de akıyordu. adem’li yemişin o ilk acısı ilk cinayet her gün beni buluyor, çarmıh’taki isa kardeşim değil kerbelâ kerbelâ olalı türkümde kan yağıyor filistin. vahaları kurutan ben değilim, yalvaç akınıydı kitaplı-kitapsız hep bana verdiler vaızlarını petrodolarları yangın olalı ağıtımdır dilimdeki yalelli... (1981-Antalya) Abdullah Şanal
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : kültür,sanat,edebiyat,
|
7/5/2007 - Nazım

Taka
takalar geçiyor allı yeşilli takalar geçiyor dümenleri lâzlı takalar geçiyor en nazlı yelkenlilerden de güzel
güvenli sularda işsiz dönenen gezi yelkenlerinden çok duyarak denizi takalar geçiyor enginlere yamalı göğsünü gere gere
takalar geçiyor yükle yürekle takalar geçiyor emekle dolu günlük güneşlik kıyılarından kopmuş denizlerde Anadolu
kıyılar kadın olmuş açılır gider erkeği takalar takalar toprağın denizde çarpan yüreği Bülent Ecevit
Şahmaran
Sedef, safir ve kör uyku, dünden Kalan bir aynaya vuruyor düş gibi Ve kâhinin her remil atışında ölüm Kara değil, karada havada ve suda
Ağlayan narım da çatladı çünkü ben Çocuklarımı kaybediyorum dağlarda Dağlar ki ceylan yurdu, bir gülistan Olsun içindi düşerse yolu Şahmaran’ın
Ve anılardır diye bilinen Şahmaran Belleğin derin kuyusundaki uykusunu Bir hançerle kesip çıkmalıdır günyüzüne Ve bırakarak derisini çöl iklimlerine
Tozlaşan ve durmadan tozlanan keder Sedef, safir ve kör bir uykuya dönerken Çöl hep çöldür, daima çöl, gri söylence Ve buhurun incelttiği ölümcül bir büyü
Gülen ayvamı soruyorum ağlayan kızımı Nerdesin bunca zaman ey Şahmaran Dağlar ceylan yurdudur, bir gülistan Düş yollara, keder öcünü almalıdır çünkü Ahmet Telli
Var Git Artık
buralarda gece uzun gün ışığı yakındır var git artık bakma ardına ölüme fazla sokulma ama düşün ki mevsim rüzgarlarının savurduğu bir orman insan sev onu, sokul, konuştur doludur fazla üstüne varma
hep susmak susmak... yetmiyor bazen işte bu yüzden bütün ışıkları yanmalı yeryüzünün ozanlar herşeyi anlatmalı
var git artık acıyı aşındırma tut ve at sevdaya uzanan çağlayana Yılmaz Odabaşı
|
BU VATANA NASIL KIYDILAR İnsan olan vatanını satar mı? Suyun içip ekmeğini yediniz. Dünyada vatandan aziz şey var mı? Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Onu didik didik didiklediler, saçlarından tutup sürüklediler. götürüp kâfire : «Buyur...» dediler. Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Eli kolu zincirlere vurulmuş, vatan çırılçıplak yere serilmiş. Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş. Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Günü gelir çarh düzüne çevrilir, günü gelir hesabınız görülür. Günü gelir sualiniz sorulur : Beyler bu vatana nasıl kıydınız? 1959 VATAN HAİNİ "Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet. Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla, bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un 66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira. "Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim. Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim. Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla : Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. 28 Temmuz 1962
TÜRKİYE İŞÇİ SINIFINA SELÂM
Türkiye işçi sınıfına selâm! Selâm yaratana! Tohumların tohumuna, serpilip gelişene selâm! Bütün yemişler dallarınızdadır. Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir, haklı günler, büyük günler, gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan, ekmek, gül ve hürriyet günleri.
Türkiye işçi sınıfına selâm! Meydanlarda hasretimizi haykıranlara, toprağa, kitaba, işe hasretimizi, hasretimizi, ayyıldızı esir bayrağımıza.
Düşmanı yenecek işçi sınıfımıza selâm! Paranın padişahlığını, karanlığını yobazın ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına selâm!
Türkiye işçi sınıfına selâm! Selâm yaratana! 12 Ağustos 1962
VEDA
Hoşça kalın dostlarım benim hoşça kalın! Sizi canımda canımın içinde, kavgamı kafamda götürüyorum. Hoşça kalın dostlarım benim hoşça kalın... Resimlerdeki kuşlar gibi dizilip üstüne kumsalın, mendil sallamayın bana. İstemez... Ben dostların gözünde kendimi boylu boyumca görüyorum...
A dostlar a kavga dostu iş kardeşi a yoldaşlar a..!!. Tek hecesiz elveda..
Geceler sürecek kapımın sürgüsünü, pencerelerde yıllar örecek örgüsünü. Ve ben bir kavga şarkısı gibi haykıracağım mapusane türküsünü.
Yine görüşürüz dostlarım benim yine görüşürüz... Beraber güneşe güler, beraber dövüşürüz...
A dostlar a kavga dostu iş kardeşi a yoldaşlar a..!!. ELVEDA..!!.......
Zafere Dair
Korkunç ellerinle bastırıp yaranı dudaklarını kanatarak dayanılmakta ağrıya. Şimdi çıplak ve merhametsiz bir çığlık oldu ümid... Ve zafer artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar tırnakla sökülüp koparılacaktır...
Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor. Düşman haşin zalim ve kurnaz. Ölüyor çarpışarak insanlarımız - halbuki nasıl hakketmişlerdi yaşamayı - ölüyor insanlarımız - ne kadar çok - sanki şarkılar ve bayraklarla bir bayram günü nümayişe çıktılar öyle genç ve fütursuz...
Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor. En güzel dünyaları yaktık ellerimizle ve gözümüzde kaybettik ağlamayı: bizi bir parça hazin ve dimdik bırakıp gözyaşlarımız gittiler ve bundan dolayı biz unuttuk bağışlamayı...
Varılacak yere kan içinde varılacaktır. Ve zafer artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar tırnakla sökülüp koparılacaktır... 1941
YEDİNCİ MEKTUP
Çarşı pazar dolaştım yoldaşım
not ettim fiyatları.
Tanganika dehşetli ucuzluk.
Mesela güneş,
hem de en olgunu, en kırmızısı,
yağmur mesela,
hem de aylarca şakırdayanı artsız, arasız,
yahut da boy boyu, çeşit çeşidi sıtmaların,
yahut da kopkoyu esmer eller,
turfandası da, olgunu da,
hem de hepsinin tırnaklarıyla avuçları pembe,
hatta muz,
beş kiloluk hevenkleri,
bir şişe Pepsi Koladan ucuz.
Sana bunları yazdım, iki gözüm, düşünüyorum,
Tanganika'dan pahalı mı benim Anadolu?
Kimi yerlerinde yağmur çok daha pahalı,
kimi mevsimlerinde güneş,
ama sıtmaların fiyatı,
yahut da ellerin,
hele parmakları kınalı olanların,
hiç de burdan pahalı değil.
Muza gelince,
bizde yetişmez,
ama soğanla tuz,
beş kilosu değil, birer kilosu,
burdaki muz fiyatına...
AKŞAM
Anadolu ovalarındaki gibi tıpkı
havai mavi
toz pembe
açık mor
Macar ovasında akşam oluyor.
Ağaçlar bildik ağaçlar, bizim ovadakiler.
Dibinde ağaçların
akşam serinliğinde
terli, sıcak
asker kaputuna benziyor toprak.
O renkte, öyle uçsuz bucaksız
öylesine dayanıklı,
Anadolu ovalarındaki gibi tıpkı
Macar ovasında akşam oluyor.
Konuyor dallara yıldızlar
yaprakların arasına
kuşlarla beraber.
Ağaçlar bildik ağaçlar, bizim ovadakiler,
benzerlik işte, o kadar ama
akşammış, toprakmış, ağaçmış
bizim ovalarda çocuklar aç,
gelinler yirmi yaşında kocakarı,
bizim ovalarda öküzlerin boyu bir karış.
bizim ovalar Macar ovası değil.
DENİZ ÜSTÜNE
Sertti, karma karışıktı batımızda kalan dağlar.
Trenimiz indi ordan ılık, ıslak düz ovaya.
Sağımızda, ter içinde, bir kamyonet gidiyordu.
Şoför, yeşil entarili şişman, esmer bir kadındı.
Oturmuştu arkadaki çuvallara bir gemici,
şapkasının kurdelası uçuyordu çırpınarak.
Köprüleri, kuleleri, bacaları, dumanıyla
gümüş rengi bir fabrika geçiyordu solumuzdan,
limanına dönen bir harp gemisine benziyordu.
Serinliği geldi önce,
karıştırdı keskin iyot kokusunu,
raflardaki elmaların kokusuna.
Sonra, baktım, aksi vurmuş gökyüzüne,
hava kat kat mavileşmiş.
Sonra birden kendisiyle karşılaştık.
Mendireğin içindeydi,
sıkışmıştı rıhtımlarla gemilerin arasına.
Zooparkta seyrettiğim bir kartalı hatırladım,
kanatları yana düşük,
küskün başı yüreğinde
Davet
Dört nala gelip Uzak Asya'dan
Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu davet bizim...
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...
Nazım Hikmet
ertekin |
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : kültür,sanat,edebiyat,
|
|
Hakkımda
Gül sunan her elde daima bir miktar gül kokusu kalır
Kategoriler
Etiket Bulutu
kültür sanat edebiyat
Arkadaşlarım
hussoloji muhammed bayram neseli63 sensizken rainbow7 diclece Blogcu Yardım lilax deniz akın sessizciglik1 yasaksokak runya sibelim69 E. Demirel durusevdam İlker Uçar muziklerinefendisi kumtanesi2008 birguzelciftiz
|