07 05 2007

Doğadan

 

SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN
Her şey sende gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif
kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakini gördüğüdür rengin
Yaşadıklarını kar sayma
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna
Ne kadar yaşarsan yaşa
Sevdiğin kadardır ömrün
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi;
Sevdiğin kadar sevileceksin
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü
Kendini güzel hissettiğin kadar güzel
İşte budur hayat, işte budur yaşamak
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün;
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin
Bunu da öğren;
SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN
Can YÜCEL

 

 

Yaşamaya Dair
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
                     bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, 
           yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
                     beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin,
                     hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, 
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
                     hem de en güzel en gerçek şeyin 
          yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
         ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, 
         yaşamak yanı ağır bastığından.

                                                                                            1947

                                                                                 Nazım Hikmet RAN

 

 
 
 
AŞK ÇİÇEKLENMELİ
toprakların çöl olmasın karakız
gülüşünü işle çevrelerime
gölgeler düşürme ceylanım gözlerine
karakız saçların ne güzel oysa
savursan değecek gök yıldızlara
dağ pınarı gönlüm akıyor sana
düşler kurmalısın karakız mutlak
saklı gül faslında bahar goncası
yüreğin olacak kullanmadığın
sevilmekten korkma canım karakız
aşk çiçeklenmeli nar dalı gibi
zulmette bırakma al yüreğimi...
A. ŞANAL
 
 
 
Vakit Gelir
Ve yine sabah olur,
Bu ömür denen laf kalabalığında,
Yaşanmış aşklar ardında bırakarak,
Yeni bir günde,
Yeni hayatlarla,
Yeni aşklara doğru koşarken bulursun kendini,
Niceleri gelip geçerken,
Herbirinden bir ders alırsın,
Ve en doğrusunu ararsın,
Bir ömürlük sonsuzlukta,
Buldun sanırsın, aldanırsın,
Kandırırsın o sevgiye susamış gönlünü,
Yalan dolanla karmakarışık olur aklın,
Zaman kayar gider ayaklarının altından,
Tutamaz, durduramazsın yalnız geçen günleri,
Sabırla beklersin,
Doğru zamanda, doğru yerde, doğru kişiyle olmayı,
Farkında Olmazsın, anlamazsın yaklaştığını,
Ve sonunda vakit gelir,
Doğru zamanda, doğru yerde, doğru kişiylesindir
 
S. Sözen
Image and video hosting by TinyPic
 
Bir İş Var
 
Her gün bu kadar güzel mi bu deniz?
Böyle mi görünür gökyüzü her zaman?
Her zaman güzel mi bu kadar,
Bu eşya, bu pencere?
Değil,
Vallahi değil;
Bir iş var bu işin içinde.
Orhan Veli Kanık

 

Image and video hosting by TinyPic

 

 

Ertekin
GÜL YAPRAĞI
Uzakdoğu'da bir budist Tapınağı, bilgeliğin gizlerini
aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli
olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan
açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı
geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi.
Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden
Kapıda herhangi bir Tokmak, çan veya zil yoktu.
Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki budist,
kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan
sonra söz'süz Konuşmaları başladı. Gelen yabancı,
tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu.
Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar
suyla dolu bir kapla döndü ve bu Kabı yabancıya uzattı.
Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz
demekti. Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir
gül yaprağını kabin içindeki suyun üstüne bıraktı.
Gül yaprağı suyun üsünde yüzüyordu ve su taşmamıştı.
İçerideki budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak
yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir
gül yaprağına her zaman yer vardı.
Ertekin
 
Image and video hosting by TinyPic
 

 

 
Konfüçyüs: M.Ö.551-479 
* Derin olan kuyu değil, kısa olan iptir.

* Aradığını bilmeyen bulduğunda anlayamaz.

* Kendine yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapma.

*Dal rüzgârı affetmiştir ama kırılmıştır bir kere.  

* İnsanlar sahip olduklarını küçümser, sahip olamadıklarını önemser.

* Konuşmaya layık olanlarla konuşmazsanız, insan kaybedersiniz. Konuşmaya layık olmayanlarla konuşursanız, söz kaybedersiniz. Bilge olan kişi, insan kaybetmez, söz de kaybetmez.

* Bildiğini bilenin arkasından gidiniz, bildiğini bilmeyeni uyarınız, bilmediğini bilene öğretiniz, bilmediğini bilmeyenden kaçınız.

* Karanlığa söveceğine, kalk bir mum yak.

*Susmak, insanı ele vermeyen sadık bir arkadaştır.

* Üstün insan, konuşmadan önce eyleme geçer ve sonra eylemine göre konuşur.

* Bilgi özgüveni, özgüven ise gücü yaratır.

* Çizik bir elmas, çizik olmayan bir çakıl taşından daha iyidir

* Bilgi insanı şüpheden, iyilik acı çekmekten, kararlı olmak korkudan kurtarır.

* Alkışı en sessiz şekilde karşılayan, alkışı hak etmiş demektir.

* Bir milleti tutsak etmek isterseniz, onun müziğini çürütün.

* Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olmaz ise; insan da acı çekmeden olgunlaşmaz.

* Faydalı insan odur ki boş durmayı sevmez, kişiliğini faydalı işlerle geliştirir.

* Güçlü olan, sayıca kalabalık kitleler değil, eğitimli kitlelerdir.

* İyi insanlar, olduğu gibi görünür, göründüğü gibi olur.

* Fedakârlıklar, senden başkası bilmiyorsa değer taşır.

* Kitleler cezalarla düzene sokulursa yozlaşmış olur, karizma ve nezaketle yönetilirse bilinçli ve dürüst olur.

* Bir şeyi bildiğin zaman, onu bildiğini göstermeye çalış. Bir şeyi bilmiyorsan, onu bilmediğini kabul et. İşte bu bilgidir.

* Eğitimli insanın hedefi daima yüksek olur. Küçük işlerle küçük insanlar uğraşır.

* Kendisini eleştirebilen insanlar doğruyu ve güzeli bulma konusunda daha şanslıdırlar.

* İrade öyle değerli bir özelliktir ki bir ordu komutansız kalsa da kişi iradesinden yoksun kalamaz. İradeli insan davranışları tutarlı insandır.

* İyi yönetici olmanın sırrı dört yanlıştan kaçınmak, beş doğruyu uygulamaktan geçer. Dört yanlış şunlardır: nasihat etmeden infaz etmek (gaddarlık); öğretmeden başarıyı ölçmek (kabalık), yönetimde gevşek olup sınırlar koymak (art niyet), özlük haklarının dağıtımında cimri davranmak (bürokrat olmak). Beş doğru ise şunlardır: müsrif olmadan eliaçık olmak; gocunmadan çalışmak; haris olmadan istek duymak; mağrur olmadan rahat davranmak; ürkütücü olmadan saygın olmak.

* Bir şeyin haklı oldugunu bildigin halde  o şeyden yana çıkmazsan,korkaksın demektir.

 

 

 

 Image Hosted by ImageShack.us

 

Image and video hosting by TinyPic

 

55
0
0
Yorum Yaz